Yunus PAKSOY
Yunus PAKSOY

Köşe Yazarı

Rusya ve Çin’deki “Yeni İran” Paniği

5 dk okuma 8 görüntülenme

Tahran’ın Washington’la kapsamlı bir anlaşmaya yaklaşması, yalnızca Ortadoğu denkleminde değil, Moskova ve Pekin’in stratejik hesaplarında da sarsıntı yaratıyor. Çünkü mesele İran’ın “kamp değiştirmesi” değil; İran’ın yaptırımlardan kısmen sıyrılıp Rusya ve Çin karşısında daha özerk, daha pahalı ve daha zor bir ortak hâline gelme ihtimali.

Rusya ve Çin’deki “Yeni İran” Paniği

Yaziyi sesli dinle SESLI DINLE
Rusya ve Çin’deki “Yeni İran” Paniği

İran ile ABD arasında yeniden açılan müzakere kanalı, ilk bakışta yalnızca Washington ile Tahran arasında bir dosya gibi görünebilir. Oysa bu dosyanın gerçek yankısı, en az Tahran kadar Moskova ve Pekin koridorlarında duyuluyor. Çünkü bugün asıl soru, İran’ın Batı’ya “yanaşıp yanaşmayacağı” değil; İran’ın yıllardır mecbur bırakıldığı jeopolitik sıkışmadan çıkıp çıkamayacağıdır.

Son günlerde ortaya çıkan tablo, Tahran’ın yalnızca geçici bir ateşkes değil, daha geniş bir siyasi ve ekonomik çerçeve aradığını gösteriyor. İran tarafı, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin taviz seçeneklerini ve daha kalıcı bir düzenleme arayışını masada tutuyor; buna karşılık Washington’un kırmızı çizgileri ise yalnızca nükleer başlıkla sınırlı değil. [1]

İşte tam bu noktada “yeni İran” ihtimali doğuyor: Yani tamamen Batı kampına geçmiş bir İran değil; fakat yalnızca yaptırımlar ekonomisine mahkûm olmayan, Rusya ve Çin’e indirimli petrol, zorunlu finans kanalları ve jeopolitik sadakat üzerinden bağımlı kalmayan bir İran. Moskova’yı ve Pekin’i huzursuz eden şey de bu.

Rusya açısından sorun açık. Kremlin, 2025’te İran’la Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzaladı; Putin de bu ilişkiyi açıkça stratejik çerçeveye taşıdı. [2] Üstelik Kremlin verilerine göre 2024’te ikili ticaretin yüzde 95’ten fazlası ruble ve riyal üzerinden yürütüldü; Avrasya Ekonomik Birliği ile serbest ticaret hattı da bu bağı daha da derinleştirmeyi hedefliyor. [3] Başka bir ifadeyle, yaptırımlar altındaki İran, Moskova için sadece dost bir başkent değil; aynı zamanda Batı finans sisteminin dışında işleyen faydalı bir jeoekonomik laboratuvar.

Eğer İran yarın ABD ile kapsamlı bir uzlaşmaya varır, yaptırımların bir kısmını gevşetir ve küresel piyasalara daha rahat dönebilirse, Rusya’nın elindeki bu avantajın önemli bölümü aşınır. Daha bağımsız bir Tahran, Moskova’ya bugünkü kadar mecbur olmaz; Suriye’den enerjiye, ulaştırma koridorlarından savunma iş birliğine kadar her dosyada pazarlık payını büyütür. Üstelik Rusya’nın bugün İran’a sınırsız destek verme kapasitesi de yok; Carnegie’ye göre Moskova’nın askerî kaynaklarının büyük bölümü hâlâ Ukrayna’ya bağlı durumda. [4]

Çin cephesindeki huzursuzluk ise daha incelikli. Pekin kamuoyuna “barış yapıcı” bir dil sunuyor; Çin Başbakanı Li Qiang da Nisan 2026’da ülkesinin Körfez’de barış ve istikrar için “yapıcı rol” oynamaya hazır olduğunu söyledi. [5] Ama perde arkasındaki gerçek şu: Çin, İran konusunda etkili olmak istiyor; fakat bu etkinliğin maliyetini üstlenmek istemiyor. Washington Post’a göre Pekin, ateşkesi teşvik etti ama anlaşmanın garantörü olma talebine mesafeli durdu. [6]

Bunun nedeni basit: Çin, İran’ı bir ideolojik müttefikten çok, enerji güvenliği ve ABD etkisini dengeleme aracı olarak görüyor. Wall Street Journal özetine göre Çin, 2025’te İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını alarak günde yaklaşık 1,4 milyon varil İran petrolü ithal etti. [7] Böyle bir tabloda Pekin’in asıl korkusu, İran’ın çökmesi kadar, İran’ın normalleşmesidir. Çünkü normalleşen İran, Çin için “mecburen indirim yapan” bir tedarikçi olmaktan çıkar; alternatifleri olan, fiyat yükselten ve dış politikasında daha özerk davranan bir aktöre dönüşür.

Dolayısıyla Moskova ve Pekin’deki tedirginlik, başlıklarda sunulduğu kadar romantik bir “ihanet korkusu” değildir. Bu, daha çok nüfuz kaybı korkusudur. İran’ın ABD ile kapsamlı bir anlaşma yapması hâlinde, Rusya ve Çin Tahran’ı kaybetmeyebilir; ama onu bugünkü kadar ucuza, bugünkü kadar rahat ve bugünkü kadar tek yönlü kullanamayabilir.

Belki de bu yüzden “yeni İran” ihtimali, Washington’dan çok Moskova ve Pekin’de huzursuzluk yaratıyor. Çünkü bazen bir ülkenin taraf değiştirmesi değil, kimseye tam bağımlı olmaktan çıkması en büyük jeopolitik depremdir.

Bu yazıyı paylaş: