ABD'de Göçmenlere Zorla Besleme Skandalı!
ABD'de federal mahkemelerin 2025-26'da açlık grevi yapan en az 10 göçmenin iradesi dışında beslenmesine karar verdiği ortaya çıktı. Tıp etiği uzmanları ve göçmen hakları savunucuları, uygulamanın protestoları bastırmaya yönelik zorlayıcı bir devlet müdahalesi olduğunu belirtiyor.
ABD'de göçmen geri gönderme merkezlerinde kalan göçmenlere yönelik zorla besleme uygulamaları, ülkede büyük tartışmalara yol açtı. Federal mahkemelerin 2025-26 döneminde açlık grevine katılan en az 10 göçmenin iradeleri dışında beslenmesi için karar aldığı ortaya çıktı. Bu kararlar, tıp etiği uzmanları ve göçmen hakları savunucuları tarafından protestoları bastırmaya yönelik zorlayıcı bir devlet müdahalesi olarak nitelendiriliyor[1].
Zorla Besleme Kararlarının Ayrıntıları
Edinilen bilgilere göre, geri gönderme merkezlerinde kalan göçmenlerin bir kısmı, sınır dışı edilme kararlarını protesto etmek amacıyla açlık grevine başladı. Ancak federal mahkemeler, bu kişilerin sağlık durumlarının ciddi tehlike altına girdiği gerekçesiyle zorla beslenmelerine hükmetti. Bu uygulama, Human Rights Watch ve Amnesty International gibi insan hakları örgütlerinin de aralarında bulunduğu birçok kuruluş tarafından eleştirildi. Örgütler, zorla beslemenin işkence ve kötü muamele yasağına aykırı olduğunu ve göçmenlerin temel insan haklarını ihlal ettiğini vurguluyor[2].
Tıp Etiği Tartışmaları
Konuya ilişkin açıklama yapan tıp etiği uzmanları, hekimlerin hastanın iradesine saygı gösterme yükümlülüğünün bulunduğunu, ancak bu tür durumlarda devletin güvenlik gerekçeleriyle etik kuralların esnetildiğini belirtiyor. New York Üniversitesi'nden tıp etiği profesörü Dr. Arthur Caplan, "Zorla besleme, tıbbi bir müdahale olmaktan çok siyasi bir araç haline getirilmiştir. Hekimler, hastanın rızası olmadan böyle bir müdahalede bulunmamalıdır" dedi[3].
Göçmen Hakları Savunucularının Tepkisi
Göçmen hakları savunucuları, bu kararların göçmenlerin protesto hakkını engellemeye yönelik bir yıldırma taktiği olduğunu savunuyor. American Civil Liberties Union (ACLU) avukatlarından Sarah Mehta, "Açlık grevi, göçmenlerin seslerini duyurmanın son çaresidir. Mahkemelerin bu greve müdahale etmesi, göçmenlerin en temel insan hakkı olan ifade özgürlüğünü elinden almaktadır" şeklinde konuştu[4]. Ayrıca, bazı göçmenlerin zorla besleme sırasında fiziksel ve psikolojik travma yaşadığı, bu durumun uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade ediliyor.
Hukuki Boyut ve Uluslararası Tepkiler
Uygulamanın hukuki boyutu da tartışılıyor. Uluslararası hukuk uzmanları, BM İşkenceye Karşı Sözleşme ve diğer uluslararası insan hakları belgelerinin zorla beslemeyi açıkça yasakladığını hatırlatıyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) sözcüsü, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Göçmenlerin sağlık durumları ne olursa olsun, iradeleri dışında beslenmeleri kabul edilemez" dedi[5]. Avrupa ülkeleri ve insan hakları örgütleri de ABD'ye bu uygulamayı derhal durdurma çağrısında bulundu.
Sonuç ve Gelecek Perspektifi
Bu gelişmeler, ABD'nin göçmen politikalarının insan hakları açısından ne kadar tartışmalı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Göçmen hakları savunucuları, konuyu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'ne taşıyacaklarını ve uluslararası baskının artırılması için çalışacaklarını belirtiyor. Önümüzdeki dönemde, bu tür uygulamaların devam etmesi halinde ABD'nin uluslararası alanda daha büyük bir prestij kaybına uğrayabileceği öngörülüyor. Göçmenlerin yaşam hakları ile devletlerin güvenlik politikaları arasındaki denge, hukuk ve etik tartışmalarının odağı olmaya devam edecek gibi görünüyor.